“TÜRKİYE’NİN İLK YABANCI HAZIR GİYİM MARKASIYIZ”
Lojistik Hayat programına konuk olan Benetton Türkiye Bilgi İşlem ve Operasyon Direktörü Melike Özeker, firmasının yürüttüğü lojistik süreçler hakkında önemli bilgiler verdi.
Türkiye’ye 1985 yılında “ilk giren uluslararası hazır giyim markası” olan Benetton, bir yandan bayilik ağını kurarken, diğer yandan da üretim yapmaya başladı ve 13 mağaza ile pazarda yer aldı. Markanın Türkiye’ye gelmek istemesinin en önemli nedeni, Ortadoğu'nun merkezi olması ve Avrupa Topluluğu'na girme gayretleriydi.
Benetton Türkiye Bilgi İşlem ve Operasyon Direktörü Melike Özeker konuk olduğu Lojistik Hayat programında firmasıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Özeker: “Ben perakende sektörüne girdiğimde bana ilk öğrettikleri şey: “Perakende detaydır” sözü oldu. Bu detayların ne olduğunu konuların içine girdikçe öğrendim ve lojistikle çakıştığını anladım. Markamızın yılda yaklaşık 3 milyon 500 bin adetlik ürünü: Türkiye, Türkî Cumhuriyetler ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde satışı gerçekleşiyor. 25 bin metrekare satış alanımız var. Yaklaşık 8 bin kişiye istihdam sağlıyoruz. Türkiye genelinde 150’ye yakın satış noktamız var. Ürünlerimizi çok seviyoruz ve renkli, cıvıl cıvıl, firmanın enerjisinden, canlılığından hiçbir şey kaybetmediğini görüyoruz”
Bu gelişme ve büyüme sürecinde şirketinizdeki lojistik yapılanmanın genel yönetim içindeki pozisyonunu anlatmak için markanın sahibi olan İtalya’ya dönmek gerekir. Ben 15 sene önce marka için ilk çalışmaya başladığımda, “Big Charlie” diye bir şeyden bahsediyorlardı. “Big Charlie” dediğimiz dev bir robot ve 250 noktaya aynı anda dağıtım yapabilen bir robot. Çok ileri bir teknolojiye sahipti. Bugün bile ileri bir teknoloji olduğunu söyleyebilirim. Ana firmanın lojistiğe yaptığı yatırım buydu.“
Özeker: ”İtalyan ortaklar lojistiğe son derece önem veriyorlar. Faaliyetler, bırakın bir departmanı, bir köy seviyesinde yönetiliyor. Dolayısıyla ben biraz şanslıyım o açıdan, çünkü her iki şirketin de önem verdiği bir konu ve ben böyle bir şirketin lojistiğinin başındayım. Dolayısıyla lojistik operasyonlar bizim şirketimizde genel müdür yardımcılığı düzeyinde yürütülüyor.”
Melike Özeker: “Yaklaşık 10 sene önce bütün lojistik altyapımızda dış kaynak kullanma kararı aldık. Çünkü bu bizim ana işimiz değildi. Bizi daha farklı yerlere taşıyabilecek, daha düzgün süreçlere taşıyabilecek firmalarla çalışmaya başladık. 15 sene önce biz kendi depolarımızı işletiyorduk. Kendi bordrolu personelimizle bu işleri yapmaya çalışıyorduk. Tabi kendi bildiğimiz kadar, kendi şirketlerimizden aldığımız deneyimlerle bu işleri yapmaya çalışıyorduk. Çok ciddi teknolojilerimiz yoktu. Daha emek yoğun bir şekilde işler yürütülmeye çalışıyordu. Dış kaynak kullanımına karar vermemizin ana sebeplerinden biri, ürün sevkiyatında yaşanan sıkıntılardı. Sadece depolardaki çalışanların aklında tutabileceği bir şey değildi bu. İşin içine teknolojinin girmesi gerekiyordu. Tam otomatize depolar değildi ama teknolojinin en üst seviyede kullanımını gerektiren sistemlerle biz dış kaynak kullanımına geçtik. Şuanda tabi 15 sene öncesinin yüzde yüz emek yoğun teknolojileri yüzde 50/50’ye gelmiş süreçlerle yönetilmekte.”
Özeker: “Şirketin bir lojistik stratejiye sahip olmasını takiben, bu sahip olunan lojistik stratejiler şirketin tedarik modellerini etkiledi. Çünkü biz lojistiği merkeze koyduk. Buradaki birtakım gereklilikleri belirledik ve bu tedarik altyapımızı bu gereklilikleri sağlayacak şekilde düzene soktuk. Bu aslında bizim kendimiz de bir anlamda düzene sokmamızdı. Bizim istediğimiz standartta ürünü biz de kendi mağaza zincirimize aynı kalitede indirmemizi sağladı. Dolayısıyla bütün zincire bir kalite unsuru gelmiş oldu. Bunun yanında lojistik maliyetlerimizi de büyük oranda revize etmiş olduk.”
Aslında genel bakarsanız lojistik operasyon, tedarikle başlayan bir süreç diyen Özeker: “Tedarikçinizden ürün belli bir standartta gelecek ki lojistik operasyonlarınızı yürütebilesiniz. Dolayısıyla lojistik süreçleri tedarikten ayıramazsınız. Bu süreçler tedarikle başlıyor son kullanıcıda bitiyor.”
Özeker: “Benim gözümde bir firmanın lojistik firmaya dönüşebilmesi için, bunu kendisine ve müşterisine kazan-kazan mantığıyla sürdürebilmesi için çok ciddi bir bilgi teknolojisi yatırımı yapması gerekiyor. Yoksa iş her iki taraf açısından da çok maliyetli ve karmaşık bir hale dönüşüyor. Çünkü sizin işinizi en iyi siz yaparsınız en iyi siz sahip çıkarsınız. Bu dış kaynak kullanımıyla yaparsanız bunun meyvelerini yiyor olmanız gerekiyor. Bunun içinde dış kaynak olarak kullandığınız şirketin sizi diğer şirketlerle bir potada eritip, bütün dataları bilgi siteminin içine atıp, bütün şirketleri bu potanın içindeki bilgilerle besliyor olması gerekir. Bu beraberinde çok ciddi sistemler arası entegrasyonları getiriyor. Çünkü bizler haftanın iki günü sevkiyat yapan, günde 3 saat ürün kabulü yapan şirketler değiliz. Sistemimizden nerede ne kadar ürün var ve ne zaman ne kadar ürün gelecek görebiliyoruz. Dolayısıyla çok ciddi entegrasyonlar ve çok ciddi altyapılarla bunların kuruluyor olması gerekiyor. Türkiye’deki lojistik firmaların başarısının da buradan geçeceğine inanıyorum.”
Özeker: “Lojistiğe maliyet açısından baktığımızda, bizim için lojistik maliyet, tedarikçinin kapısından ürünü aldığımız andan, müşteriye satışa sunulana kadar olan maliyetlerin tümüdür. Bizim 6 ayda ölen bir ürün yapımız var. 6 ay sonra bizim ürünü satma şansımız olmuyor. Dolayısıyla ürünlerin zamanında satış noktalarında olması gerekiyor. Ne çok erken ne de çok geç olması gerekiyor. Biz aslında ürün tedarikçiden çıktığı anda ürünün mağazamızda olmasını istiyoruz. Arada geçen sürelerinde en minimum olması için çaba gösteriyoruz. Bütün amaç: ürünün rakiplerle aynı anda, ne daha önce ne daha sonra, mağazamızda yer alması.”




del.icio.us
Digg
Technorati
Yorum gönder